Sömürge Mirasının Yarattığı Schengen Açmazı: İngiliz Askeri Üsleri, Yeşil Hat ve Kıbrıs'ın Üyelik Eşiği
Kıbrıs 120 AB teknik yükseltmesini tamamlamış ve Komisyon'dan olumlu değerlendirme almıştır; ancak İngiliz egemen üs bölgeleri ile 1974 askeri müdahalesinin yarattığı adanın bölünmüşlüğü, Schengen'a katılım sürecini mevcut kurumsal çerçevenin ötesinde bir siyasi tartışmaya hapsetmektedir.
Kıbrıs, Schengen bölgesine katılmaya bir adım kala, ancak bu adım iki yapısal tarihsel mirastan ötürü engellenmektedir: sömürge döneminden kalma İngiliz askeri üsleri ve 1974 askeri müdahalesinin neden olduğu adanın bölünmesi.
DW'nin haberine göre, AB Komisyonu bu yılın temmuz ayında Kıbrıs hakkında olumlu bir teknik değerlendirmede bulunarak, 2021'den bu yana 120 teknik tavsiyenin uygulanmasının ardından ülkenin Schengen bölgesine katılmak için teknik koşulları karşıladığını teyit etti. Söz konusu tavsiyeler sınır yönetimi, vize politikası, AB güvenlik veritabanlarına erişim ve polis işbirliği gibi alanları kapsıyor ve teknik yükseltmeler ile yasal ve idari reformların eş zamanlı yürütülmesini gerektiriyordu. Kıbrıs Göçten Sorumlu Bakan Yardımcısı Nikos Yannidis, 6 Ekim 2026'da DW'ye şunu doğruladı: "AB Komisyonu'nun ortaya koyduğu tüm tavsiyeler uygulamaya konulmuştur."
Bununla birlikte, Schengen'a katılım Konsey'in oybirliğiyle vereceği karara ve Avrupa Parlamentosu'nun istişaresine bağlıdır. DW'nin edindiği bilgiye göre, Avusturya ve Hollanda Yeşil Hat ile İngiliz egemen üs bölgelerine ilişkin güvenlik kaygıları nedeniyle gayri resmi olarak çekincelerini dile getirmişlerdir. İki ülke daha önce de Bulgaristan ve Romanya'nın Schengen'a katılımına karşı çıkmıştı; bu kez de çekinceler güvenlik ve toprak denetiminin bütünlüğü etrafında şekillenmektedir.
Yeşil Hat sorunu en çetrefil olanıdır. 1974 Türk askeri müdahalesinden bu yana oluşan ve yaklaşık 180 kilometre uzunluğundaki bu ateşkes hattı, uluslararası tanınırlığa sahip Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kontrol bölgesini adanın kuzeyindeki Türk kontrol bölgesinden ayırmaktadır. Tampon bölge BM Barış Gücü (UNFICYP) tarafından denetlenmektedir; Yeşil Hat'ın kendisi uluslararası alanda tanınmış bir sınır değildir. İki taraftaki halk, dokuz belirlenmiş geçiş noktası aracılığıyla seyahat etmekte ve AB'nin özel bir düzenlemesine tabi olmaktadır.
Bu düzen, Schengen sistemiyle köklü bir çelişki içermektedir: Kıbrıs Cumhuriyeti Yeşil Hat'ın tamamı üzerinde etkin denetim uygulamamaktadır ve Nikosya, Yeşil Hat'ı hukuki hatta sembolik düzeyde dış sınıra dönüştürecek herhangi bir düzenlemeyi reddetmektedir. UCLan Cyprus Hukuk Fakültesi'nde Geçiş Dönemi Adaleti ve İnsan Hakları kürsüsünde doçent olan Nasia Hajiyeorgiou, DW'ye şunları söyledi: "Bazı Schengen ülkelerinin sorduğu soru, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Yeşil Hat'ın tamamını kontrol etmediği yönünde. Geçiş noktalarını kontrol ediyor olabilir, ancak hâlâ açık kalan uzun bölümler mevcut." Hajiyeorgiou ayrıca şunları ifade etti: "Tam denetime sahip olarak kabul edilmek için ya Kıbrıs sorunu çözülmeli ya da sıkı biçimde denetlenen fiziki bir sınır inşa edilmelidir. Bunun dışında bir yol yoktur."
İngiliz egemen üs bölgeleri bir diğer kurumsal engeli oluşturmaktadır. Episkopi ve Dikelya üs bölgeleri 1960'ta Kıbrıs'ın bağımsızlığıyla birlikte İngiliz egemenliğinde toprak olarak muhafaza edilmiş olup toplam yüzölçümü yaklaşık 254 kilometrekare, adanın yaklaşık yüzde 3'ü kadardır. Asıl güçlük Dikelya üssünde yoğunlaşmaktadır; zira bu üs hem Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kontrol bölgesiyle hem de uluslararası tanınırlığa sahip olmayan "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" ile komşudur. Pergamos ve Akyaka (Strovilia) geçiş noktaları bu bölgede yer almakta ve sınır kontrolleri İngiliz makamlarınca yürütülmektedir — oysa İngiltere artık bir AB üyesi değildir.
Hajiyeorgiou, DW'ye bu düzenin tuhaflığını şöyle açıkladı: "Sorun şudur ki, söz konusu bölgenin bir tarafında kuzeydeki işgal bölgesi makamları, diğer tarafında İngiliz egemen üs bölgesinin makamları bulunmaktadır." "Bunun sonucunda İngiltere, Schengen bölgesine kimin girip çıkabileceğine hükmedecek duruma gelecektir. Bu garip bir durumdur; çünkü normalde Schengen'a üye ülkenin kendisi kimin bu bölgeye girip çıkacağına karar verir." DW'nin edindiği bilgiye göre, Nikosya ile İngiliz egemen üs bölgelerinin makamları Pergamos ve Akyaka (Strovilia) geçiş noktalarındaki sınır kontrol usullerinin AB gerekliliklerine uygun hale getirilmesi amacıyla görüşmelere başlamıştır.
Kıbrıs'ın diplomatik çabaları yoğun biçimde sürmektedir. Yannidis, 1 Ekim'de Lüksemburg'da düzenlenen AB Adalet ve İçişleri Konseyi toplantısı vesilesiyle Avusturya, Hollanda ve Finlandiyalı muhataplarıyla ikili görüşmeler gerçekleştirdi. Akdeniz Dokuzlu Grubu (MED9) zirvesi 7 Ekim'de Hırvatistan'da toplandı; katılımcı liderler ortak bildiride AB Komisyonu'nun olumlu değerlendirmesini memnuniyetle karşılayarak Kıbrıs'ın üyelik sürecinin zamanında tamamlanması çağrısında bulundular.
Bununla birlikte, çok sayıda ismi açıklanmayan diplomatik kaynak DW'ye, sinyaller olumlu olsa da Kıbrıs'ın üyeliğinin henüz garanti olmadığını aktardı. Bu kaynaklar, AB'nin büyük olasılıkla ek siyasi ve fiili karmaşıklıklar doğurabilecek bir kararı vermeden önce Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik çabaların ilerlemesini beklemeyi tercih edeceği görüşündedir.
Kıbrıs açısından bu bekleyişin bedeli kurumsaldır: 120 teknik dönüşümü uygulamış ve AB Komisyonu'nun onayını almış bir üye ülke, toprak denetiminin parçalanmışlığı nedeniyle halihazırda üyesi olduğu siyasi birliğin temel mekanizmasına bütünüyle erişememektedir. AB açısından mesele ise, üçüncü bir ülkenin kontrolünde olan, ancak Schengen dış sınırı üzerinde fiili etki doğuran sömürge tipi bir anklavın, kapalı bir serbest dolaşım alanı olan Schengen'ın temel mantığını etkilemeksizin mevcut durumunu sürdürmesine izin verilip verilmeyeceğidir.
Henüz yorum yok. Tartışmayı başlatın.