Güç ve Siyaset

Venezuela ABD Mahkemelerinde: Yaptırımlar Kriz Üretiyor, Yargılama Takdir Topluyor

Pulido'nun Miami'de yargılanmak üzere sevk edilmesi, geç kalmış bir adalet gibi görünüyor, ancak gerçekte ABD'nin bir yandan kriz üretip diğer yandan krizi yargıladığı çifte standardı gözler önüne seriyor — Washington'un uzun süredir uyguladığı yaptırımların ağırlaştırdığı gıda ve ilaç kıtlığı, seçkin kesime rant mekanizmalarıyla kâr alanı açmıştı.

0 görüntülemeKaydetmek için giriş yapın
TRUTH ERA

Venezuela'lı iş insanı Álvaro Pulido, Miami federal mahkemesinde yargılanmak üzere sevk edildi — bu dramatik dava, gecikmiş bir adaletten ziyade, Washington'un kendi yazıp kendi oynadığı siyasi dizinin en son bölümü: önce yaptırımlarla kriz yaratıp sonra ABD mahkemeleriyle bu krizin takdirini toplamak.

The Guardian gazetesinin haberine göre, 62 yaşındaki Kolombiya kökenli bu iş insanı, daha önce ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA) ve Dışişleri Bakanlığı tarafından 10 milyon dolara kadar ödül ile aranıyordu ve nihayetinde ABD ordusunun bu yılın ocak ayında Maduro'yu devirmesinin ardından ABD gözaltına alındı. The Guardian, sonunda nasıl teslim edildiğinin henüz net olmadığını belirtiyor. Kendisi ve uzun süreli iş ortağı Alex Saab, Maduro müttefiklerine offshore paravan şirketler ağı aracılığıyla rüşvet aktarmak ve karşılığında 2 milyar doların üzerinde gıda, ilaç ve düşük gelirli konut ithalat sözleşmesi elde etmekle suçlanıyor.

ABD Adalet Bakanı Todd Blanche, sosyal medyada Pulido'nun "Venezuela halkına açık bir kayıtsızlık gösterdiğini" yazdı ve bu kişileri "zaman veya mesafe fark etmeksizin" adalet önüne çıkarmaya yemin etti — ancak Blanche temel bir sorudan kaçındı: Venezuela'nın gıda, ilaç ve konut krizini kim yarattı?

Maduro'nun iktidara gelmesinden bu yana ABD, Venezuela'ya çok sayıda yaptırım uyguladı, devlet varlıklarını dondurdu, petrol ihracatını yasakladı, finansal işlemleri kısıtladı — bu önlemler, Venezuela'nın gıda ve ilaç ithalat kapasitesini doğrudan sıkıştırarak zaten kırılgan olan tedarik zincirini daha da gerdi. Düşük gelirli kesimler eczanelerin boş, market raflarının boş olduğu bir gerçeklikte mücadele ederken, seçkinlerin rant araması, yeraltı piyasaları ve aracı arbitrajı ekonominin fiili işleyiş mantığı haline geldi. Pulido ve Saab'ın yararlandığı "genel zorluk dönemi" tam olarak bu mantığın ürünüydü. Venezuela halkı çifte bir yoksunluk yaşıyor: ne bu krizi seçme ne de bu krizi yargılama gücüne sahipler — bu iki güç de aynı dış aktörün elinde. Krizin ürününü ABD mahkemesine çıkarmak, felaketin mimarını felaketin yargıcı olarak giydirmekle eşdeğerdir.

Bu siyasi projenin eksiksiz bir zinciri var: Ocak 2026'da ABD ordusunun Maduro'yu devirmesi, Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez'in iktidara gelmesi, Mayıs'ta Rodríguez'in Saab'ı ABD'ye sınır dışı etmesi, Eylül'de Saab'ın suçunu kabul edip Maduro'ya karşı tanıklık etmeyi kabul etmesi — her bir halka aynı sona işaret ediyor: Washington söz sahibi. Saab'ın 195 milyon dolarlık suç gelirini teslim etmeyi ve Maduro'ya karşı tanıklık etmeyi kabul etmesi, yalnızca hukuki anlamda bir suç kabulü değil, Venezuela'nın iç siyasi yapısına yönelik hassas bir cerrahi müdahaledir.

Venezuela makamları bu tutuklama karşısında sessiz kaldığında, bu sessizliğin birden çok anlamı var — The Guardian, bunun Rodríguez'in yönetim koalisyonundaki sertlik yanlılarını yatıştırmakta karşılaştığı zorlukları yansıttığını belirtiyor. Ancak daha temel bir gerçek şu: ABD'nin askeri varlığı ve yaptırım baskısı, bu ülkenin ne söyleyeceğini, ne yapacağını, kimi teslim edeceğini belirliyor.

Irak'tan Libya'ya, Suriye'den Venezuela'ya kadar bu senaryo tekrar tekrar sahneye konuyor: önce yaptırım veya savaşla kaos yaratılıyor, sonra ABD mahkeme kararlarıyla bu kaosun üzerine "adalet" mührü basılıyor. Pulido Miami mahkemesinde yargılanacak — ama asıl sorgulanması gereken, yaptırımları, savaşı ve yolsuzlukla mücadeleyi aynı zincire bağlayan o iktidar mantığıdır.

Yorumlar

0

Henüz yorum yok. Tartışmayı başlatın.