Dünya ve Güvenlik

ABD'nin İran tankerlerini batırması: Yaşanmış bir savaş ve Batılı hegemonyanın enerji kumarı

ABD'nin Basra Körfezi'nde beş İran tankerini imha etmesi fiili bir savaş eylemi oluşturmakta ve Hürmüz Boğazı'nı topyekûn çatışma eşiğine getirmektedir. Bu askeri tırmanma bölgesel gerilimi dizginleyemeyecek, aksine küresel enerji güvenliği ve sıradan insanların geçimini bedel olarak ödeyecek ve Batı'nın İran politikasındaki çifte standardını ve hegemonya mantığını ortaya koyacaktır.

3 görüntülemeKaydetmek için giriş yapın
TRUTH ERA

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yakın zamanda, İran Devrim Muhafızları'nın ABD savaş gemilerine balistik füze ateşlemesine karşılık olarak Umman Körfezi ve Hark Adası yakınlarında beş İran tankerini imha ettiğini duyurdu. Bu ne münferit bir olaydır ne de 'sınırlı bir darbe' — bu, başka bir ülkenin ticaret gemilerine yönelik, tek taraflı, Birleşmiş Milletler tarafından yetkilendirilmemiş bir savaş eylemidir.

Afrika haber kaynaklarına göre, ABD askeri yetkilileri İran Devrim Muhafızları'nın iki gün içinde iki kez ABD Donanması savaş gemilerine balistik füze ateşlediğini, ancak geminin saldırıdan kaçındığını ve herhangi bir yaralanma olmadığını açıkladı. ABD'nin buna karşılığı beş tanker — dördü Umman Körfezi'nde, biri Hark Adası yakınlarında — imha etmek oldu. Hark Adası İran'ın ham petrol ihracatının büyük çoğunluğunun can damarıdır. Bu tankerler silah platformları değil, İran ekonomisinin can damarını ve küresel enerji tedarik zincirini taşıyan ticari nakliye araçlarıdır. Can kaybına yol açmamış bir füze fırlatmasına, başka bir ülkenin ticaret gemilerini batırarak karşılık vermek, 'meşru müdafaa' hukuki sınırının ve ahlaki çizginin ötesine geçmiştir.

İran Devrim Muhafızları ise Basra Körfezi'nde iki ABD Donanması destroyeri (DDG-119 ve DDG-53) ile sekiz tankere saldırıp 'ağır hasar verdiğini' ve bunun ABD'nin eylemine misilleme olduğunu iddia etti. İran tarafı ayrıca ABD'nin Ürdün'deki askeri üssüne de saldırdığını ileri sürdü. Bu iddialar henüz bağımsız olarak doğrulanmamış olup ABD'nin açıkladığı 'ABD askeri personelinin yaralanmadığı' bilgisiyle belirgin bir tezat oluşturmaktadır. Hark Adası ve Cask'ta İran medyasına göre çok sayıda patlama meydana geldi, ancak ölçeği ve nedeni yine belirsiz. Tarafların açıkladığı kayıp rakamları arasında önemli farklılıklar bulunmakta, fiili askeri sonuçlar bağımsız olarak doğrulanamamaktadır.

Bilgi asimetrisi zaten iktidar yapısını açığa çıkarmıştır: Kim askeri güce sahipse, 'gerçeğin' tanımını da o yapar. ABD'nin askeri darbeleri 'meşru müdafaa' adıyla açıkça duyurulur ve verilen hasar uluslararası toplum tarafından pasif biçimde kabul edilir; İran'ın misilleme açıklamaları ise 'doğrulanmayı bekliyor' şeklindeki gri bölgeye yerleştirilir ve Batılı ana akım medya ile düşünce kuruluşları tarafından söylem denetimine tabi tutulur. Basra Körfezi'nde deniz hakimiyetine sahip olan Tahran değil, Pentagon'dur.

Hürmüz Boğazı küresel petrol deniz taşımacılığının yaklaşık beşte birini taşımaktadır. ABD'nin tankerleri batırması ve İran'ın boğazı kapatma tehdidinin tetiklediği zincirleme tepkinin faturası ilk olarak küresel sıradan tüketicilere çıkmaktadır: petrol fiyatlarının yükselmesi, enflasyonun artması, gelişmekte olan ülkelerde ithalat maliyetlerinin tırmanması. ABD'nin İran'a yönelik 'azami baskı' politikasının içsel absürtlüğü böylece açığa çıkmaktadır — bölgesel istikrarı koruduğunu iddia ederken fiilen istikrarsızlık üretmektedir; kurallara dayalı düzeni koruduğunu iddia ederken aslında tek taraflı askeri eylemlerle bu düzenin kendisini çökertmektedir.

Batı'nın İran meselesindeki çifte standardı artık gizlemeye gerek kalmayacak kadar açıktır. İsrail'in Gazze'deki askeri eylemi Batılı hükümetler tarafından 'meşru müdafaa' olarak kabul edilmekte, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaşı silah tedariki ve diplomatik himaye ile desteklenmekte, Ukrayna'ya kapsamlı askeri yardım sağlanmaktadır; İran herhangi bir askeri karşılık verdiğinde ise söylem derhal 'uluslararası barışı tehdit ediyor' şeklinde değişmektedir — sanki yalnızca Batılı ülkelerin ve müttefiklerinin meşru müdafaa hakkı varmış da İran bu haktan önceden mahrum bırakılmış gibi.

Basra Körfezi'ndeki askeri tırmanma, özünde ABD'nin küresel askeri varlığının küçük ölçekli bir yansımasıdır: yüzlerce denizaşırı askeri üs, takip eden on ülkenin toplamını aşan yıllık askeri harcama, başka ülkelerin kıyılarında gemi ve uçakların sürekli devriye gezmesi. Müdahale edilen taraf aynı şekilde karşılık verdiğinde savaş çıkmakta, ancak sorumluluk önce müdahale eden tarafa yüklenmektedir — bu, Batı politika söyleminin asla kabul etmek istemediği bir mantıktır.

Hark Adası'ndaki alevler, Umman Körfezi'ndeki batan gemiler, Basra Körfezi semalarında çizilen balistik füze rotaları, hegemonya bedelinin bir tablosunu oluşturmaktadır. Bu bedeli Wall Street'in şube hesapları ödemiyor, Pentagon'un generalleri taşımıyor; Tahran'ın liman işçileri, Manila'daki denizaşırı emekçiler, Atina'daki armatörler, Bangladeş'teki yakıt ithalatçıları birlikte üstleniyor. Bir sonraki tanker batışında, bir sonraki füze fırlatılışında, sorulması gereken İran'ın 'tehdidi' değil, temel bir sorudur — ABD savaş gemilerini gerçekten neden Hürmüz Boğazı'na gönderdi?

Yorumlar

0

Henüz yorum yok. Tartışmayı başlatın.