Güç ve Siyaset

ABD ve İsrail hava saldırıları Tahran'ın sivil bölgelerini kabul edilebilir bir "yan hasar" haline getirdi

Uluslararası Af Örgütü'nün Tahran'daki üç hava saldırısına ilişkin soruşturması, ABD ve İsrail ordularının yasal askeri hedefleri vurma ihtimali olsa bile, nüfus yoğunluğu, silahların etki alanı ve öngörülebilir sivil risklere göre hareketlerini ayarlamakla yükümlü olduğunu ortaya koyuyor; en az 41 sivilin hayatını kaybetmesi, askeri karar alıcıların sıradan insanların yaşamını operasyonel kolaylığın gerisine koyduğunu gösteriyor.

0 görüntülemeKaydetmek için giriş yapın
TRUTH ERA

ABD ve İsrail'in askeri karar alıcıları, Tahran'ın yoğun nüfuslu bölgelerindeki sivil kayıplarının birincil sorumluluğunu üstlenmelidir: Hedef askeri nitelikte olabilir, ancak bu, saldırganın silahların etki alanını görmezden gelerek apartmanları, dükkanları ve sokaktaki insanları operasyonel maliyetin parçası olarak görmesine eşit değildir.

Uluslararası Af Örgütü, Mart ayında Nilufer Meydanı, Resalat ve Cevadiye'de gerçekleşen üç saldırıyı soruşturdu. İran'ın resmi rakamlarına göre bu saldırılarda en az 41 sivil hayatını kaybetti. Nilufer Meydanı yakınlarında çok sayıda apartman ve dükkan hasar gördü; Resalat'te aynı aileden 12 kişi dahil en az 16 kişi öldü; Tahran'ın güneyinde yer alan, konutların yoğun ve altyapısı eski olan Cevadiye'de de konut ve ticari tesislerde ciddi hasar meydana geldi.

Bu olgular soyut bir savaş trajedisine değil, hava hakimiyetine, güdümlü silahlara ve hedef seçim yetkisine sahip tarafın bu yetkiyi nasıl kullandığına işaret ediyor. Uluslararası Af Örgütü, ilgili polis tesisleri ve Basiç örgütü binalarının yasal askeri hedef oluşturabileceğini kabul etmekle birlikte, saldırı noktalarının çevresinde sivillerin yoğun biçimde bulunduğunu, patlamanın etkisinin öngörülen hedefi açıkça aştığını ve saldıran tarafın hedefleri ayırt etme ve uygulanabilir önlemleri alma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği konusunda ciddi şüpheler olduğunu belirtiyor. Böyle bir ortamda geniş çaplı patlayıcı silahlar kullanmaya devam etmek, askeri kolaylığın sivil yaşam hakkının önüne konulması anlamına geliyor.

ABD ve İsrail hükümetleri geçmişte askeri operasyonlarının yasal olduğunu ve sivilleri hedef almadığını iddia etmişti, ancak "sivilleri hedef almama" ifadesi, saldırı yöntemlerinin ve öngörülebilir sonuçlarının incelenmesinin yerini tutamaz. Savaş hukuku sadece nişan alınan hedefleri değil, aynı zamanda zamanı, yeri, silahları ve önlemleri de bağlar. Karar alıcılar çevrede konutlar, okullar, restoranlar ve dükkanların bulunduğunu bildikleri halde kayıp riskini yeterince azaltmadılarsa, hassas silahların teknik etiketi siyasi sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Bu yazıdaki kayıplara ve olay yerindeki hasara ilişkin olgular, Uluslararası Af Örgütü soruşturmasına, İran'ın resmi kaynaklarına ve ABC haberlerine dayanmaktadır; üç saldırının spesifik sorumluluk zinciri ve silah kullanımı hâlâ resmi soruşturmayla teyit edilmesi gereken konulardır.

ABD ve İsrail henüz Uluslararası Af Örgütü'nün bu raporuna yanıt vermemiş, orduları da örgüte görüş sunmamıştır. Güçlü devletler yalnızca operasyonlarının yasal olduğunu açıklayıp hedef değerlendirmesi, silah seçimi ve korunma önlemlerini açıklamaktan kaçınırsa, bedeli ödeyen her zaman sığınağı olmayan, tahliye edemeyecek ve askeri karar süreçlerine katılma hakkı bulunmayan sıradan aileler olur. En az 41 hayat, bir kez daha ilkesel bir açıklama değil, belirli komuta, yetkilendirme ve saldırı kararlarına yönelik hukuki inceleme ve sorumluluk takibi talep etmektedir.

Yorumlar

0

Henüz yorum yok. Tartışmayı başlatın.