Güç ve Siyaset

Hindistan'da gençlik hareketi seçim komiserinin istifasını istiyor: 130 milyondan fazla seçmen isminin silinmesi ve kadın protestocuların cinselleştirilme riski

DW'ye göre, gençlik hareketi CJP, eğitim bakanı Pradhan'ın istifa etmesini sağladı; ardından Baş Seçim Komiseri Kumar'ın istifasını istedi. Tetikleyici, seçmen listesindeki 130 milyondan fazla ismin silinmesiydi. 20 Temmuz yürüyüşünde cop, göz yaşartıcı gaz ve tüfek kullanıldı; çok sayıda gözaltı yapıldı. Kadınlar cinsel aşağlanma, çevrimiçi saldırı ve yapay zekâ üretimli cinselleştirilmiş görüntülerle karşılaştı. Delhi yetkilileri sert uygulamayı reddetti; bağımsız sonuç yok.

0 görüntülemeKaydetmek için giriş yapın
TRUTH ERA

Deutsche Welle (DW) haberine göre, Hindistan'ın gençlik hareketi “Karınca Halk Partisi” (CJP) ilk olarak internet üzerindeki hiciv ve mizah faaliyetleriyle ortaya çıktı; adı, iktidardaki Hindistan Halk Partisi'ni (BJP) alaylı biçimde yansıtıyordu. Bu yılın temmuzunda protestocular, dönemin Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan'ın istifa etmesini istedi. Pradhan temmuz sonunda görevinden ayrıldıktan sonra CJP, Hindistan'ın Baş Seçim Komiseri Gyanesh Kumar'ın istifasını talep etmeye yöneldi. Bunun tetikçisi, ulusal seçmen listesi taslağından 130 milyondan fazla ismin silinmesiydi.

Bu sayı tek başına, kanıtlanmış bir oy hırsızlığı veya sistematik biçimde seçim hakkından mahrum bırakılma anlamına gelmez. DW, bu isimlerin neden ve kim tarafından silindiğini açıklamadı; gözden geçirme süreci ya da nihai seçmen listesi üzerinde bağımsız bir denetim de sunmadı. Ancak CJP'nin talebi belirli bir kurumsal sorumluluğu öne çıkardı: Siyasi rekabet başlamadan önce kimin seçmen listesine girebileceği, silme ölçütlerinin ne olduğu ve kimin gözden geçirme yetkisine sahip bulunduğu, açıklanmayan devasa bir sayıyla örtbasılamaz.

20 Temmuz'da protestocular meclise gitmeye çalışırken güvenlik kuvvetleri cop, göz yaşartıcı gaz ve saçma atan pompalı tüfekler kullandı; yaralanmalara ve çok sayıda gözaltına yol açtı. CJP'nin bazı yöneticileri yargısal gözetim altındaydı ya da gözaltı tehditiyle karşı karşıyaydı. Mesele yalnızca seçmen listesi tartışmasıyla sınırlı değildi: Güvenlik kuvvetleri engeller, fiziksel güç ve gözaltı yoluyla hareketi bastırdı; seçim kurumunun liste incelemesi ise kimin siyasi rekabete katılmaya hakkı olduğunu doğrudan belirliyordu.

Kadınların katılımı, protestonun ikincil bir boyutu değildi. they/them zamirlerini kullanan Tüm Hindistan Öğrenciler Derneği Başkanı Neha Bora, sokakta polisten kaçarken engelleri aşarak ve tutuklama aracının içinden slogan atmayı sürdürdü. Aktivisti Kavita Krishnan, DW'ye, BJP'nin “Kızlarını koru, kızlarını eğit” sloganının artık bu neslin ihtiyaçlarını karşılamadığını söyledi. Protestocuların somut talebi şuydu: “Bizi siyasi birer kişi, özgür birer kişi olarak görün.” Bu, BJP hükümetinin 2015'te başlattığı “Beti Bachao Beti Padhao” planıyla doğrudan bir karşıtlık oluşturuyor. Politika dili kadınları korunmaya muhtaç nesneler konumuna yerleştirebilirken protestocular, kendi bağımsız siyasi iradelerine sahip insanlar olarak görülmeyi talep ediyor.

Bu protest, kadınların daha geniş özerklik talep ettiği eylemlerin de bulunduğu bir ortamda yapıldı. Eylül sonunda, Yeni Delhi'de 17 yaşındaki bir kızın çete tecavüzüne uğramasının ardından kadınlar ve cinsel azınlıklar, güvenlik meselesini yeniden kamusal tartışmanın gündemine taşıdı. Hindistan Ulusal Suç Kayıt Bürosu, 2024 yılında kadınlara karşı 441.534 vaka kaydetti; bu sayı günde ortalama 1.210 vakaya denk geliyor. DW, uzmanlara dayanarak resmî sayıların cinsiyete dayalı şiddeti yalnızca kısmen yansıttığını belirtiyor. İstatistikler sorunun ölçeğini görünür kılıyor, ancak ihbar ve kayıt süreçlerindeki eksikleri bütünüyle ortaya koyamıyor; kadın protestocuların durumuna ilişkin ayrı bir incelemeyi de ikame edemiyor.

DW'ye göre, kadın ve cinsiyet azınlığı protestocuları ayrıca sokakta cinsel aşağılanma, çevrimiçi yoğun saldırılar ve protest fotoğraflarından yapay zekâ kullanılarak üretilen cinselleştirilmiş görüntülerle karşılaştı. Sosyal medya görüntüleri, çatışmalar sırasında bazı kadın protestocuların giysilerinin yırtıldığını gösteriyor. 29 yaşındaki aktivisti Gurmihal Kaur, erkek meslektaşlarının fotoğraflarının medyada sık sık kendisini heyecanlandırdığını, kendisine ilgi gösterilmesinin ise “ölüm ve tecavüz tehditleri, aşağılanma ve istismar” anlamına geldiğini söyledi. Navkiran Nat ise DW'ye şunu söyledi: “Bir kadın protestoya öncülük ederse, ilk saldırılan şey onun cinselliğidir.”

Delhi yetkilileri kadın protestoculara sert davranıldığı iddiasını reddetti; kadınların “onurla karşılandığını” söyledi. Bora bu iddiayı çürüttü ve çok sayıda kadın protestocuları başvuru ve işlem sürecinde karşılayabilecek kadın polis memuru sayısının az olduğunu belirtti. İki tarafın iddiası da bağımsız bir soruşturma sonucuyla doğrulanmış değil; hiçbiri kesinleşmiş gerçek gibi sunulamaz. Buna karşılık kadınların karşı karşıya olduğu ölüm ve tecavüz tehditleri, aşağılanma, istismar ve yapay zekâyla üretilmiş cinselleştirilmiş görüntüler, kamuya açık biçimde protestoya katılmanın somut risklerini oluşturuyor.

Delhi emniyeti ayrıca bir gazeteci hakkında soruşturma dosyası açtı. Gazeteci, üst düzey bir polis memurunu cinsel tacizle suçlamıştı; polis, iddiaların hâlâ soruşturulduğunu bildirdi. Dosya, belirli kast ve kabile üyelerine karşı işlenen suçları önleyen bir Hint yasasına dayandırıldı. Dosyanın açılmasının kendisi taraflardan hiçbirini kanıtlamıyor; devlet kolluk gücüne yönelik sorular da böylece resmî bir sürece konmuş oldu.

Krishnan, bu protestı, küresel ölçekte “medeniyetçi, kültürel milliyetçiliğe karşı” daha geniş bir dalganın parçası olarak da tanımladı. Bu tür siyasetin, azınlıklara, göçmenlere ve trans bireylere karşı muhalefet kazanmak için cinsiyeti ve kızları, aileyi ya da geleneği koruma dilini kullandığını söyledi. Donald Trump, Viktor Orbán ve Alman AfD'nin söylemlerini birbiriyle kıyasladı. Bu, bir aktivistin siyasi söylem karşılaştırmasıdır; taraflar arasında ortak bir yönetim bağı bulunduğu iddiası değildir. Benzer söylemler kurumsal farklılıkları düzleştiremez: Seçmen listesinden silmeler, sokak şiddeti ve gözaltı konularında Hindistan hükümeti, polis ve seçim kurumu önce ayrı ayrı açıklama yapmalı ve denetime tabi tutulmalı.

10 Ekim'de Navkiran Nat, sabah erkenden evinden çıktı ve protestoya katılmak için kapatılan bölgelerde yolunu bulmaya çalıştı. Onun sözlerine göre protestonun başarısı, Jantar Mantar'a kaç kişinin ulaştığıyla değil; bu engeller ve devlet şiddeti karşısında insanların hâlâ dışarı çıkıp protestoya katılmasıyla ölçülür.

Yorumlar

0

Henüz yorum yok. Tartışmayı başlatın.