Yorum: Tanker saldırısı ve artan abluka, Hürmüz Boğazı güç mücadelesinin bedel aktarım alanı olmamalı
ABD, 'misilleme' adı altında üç İran tankerine saldırarak savaş ateşini bizzat küresel enerji arterine taşıdı. İran'ın füzelerinden çok daha fazla dünyayı tedirgin eden, Washington'un kural yorumlama, askerî kullanma ve bedel aktarma yetkilerini tek elde toplayan tavrıdır — en derinden yaralananlar ise tam da savaş arabasına bağlanmış müttefikleridir.
ABD bir kez daha 'denizde seyrüsefer özgürlüğünü' savaş açma büyüsüne çevirdi.
NPR'ın 5 Eylül tarihli haberine göre, İran'ın bir ABD uçak gemisi ile bir güdümlü füze destroyere balistik füze fırlatmasının (her iki gemi de saldırıdan kaçtıklarını iddia etti) ardından, ABD ordusu doğrudan üç İran tankerini vurdu. İran Dışişleri Bakanlığı bunu yasadışı bir eylem olarak kınadı ve çatışmanın daha da genişleyeceği uyarısında bulundu. El Cezire 6 Eylül'de sahanın karadan denize kaydığını, tarafların Hürmüz Boğazı geçiş kuralları üzerindeki söylem gücünü kazanmaya çalıştığını belirtti.
Ama bu olayı 'ABD-İran birbirine girdi, ikisi de hatalı' diye okumak, tam da Washington'un anlatı tuzağına düşmek demektir. ABD'nin aceleyle örtmeye çalıştığı şey, kendisinin tümüyle affedilemez olan yüzüdür: Kendi savaş gemine bir füze isabet ettikten sonra ya özdenetim gösterip Birleşmiş Milletler kanallarına başvurabilir, hedefe yönelik yaptırımlar uygulayabilirsin — bu sorumlu bir büyük gücün yapacağıdır; ya da üç tankeri havaya uçurup ardından Merkez Komutanlık komutanının gazetecilere 'Sen iki gemi vurursan, biz sana daha yüksek ekonomik bedel ödetiriz' demesine izin verirsin. İkincisi savunma değil, hegemonyadır; küresel kamu deniz yollarını kendi satranç tahtana çevirmenin zorba mantığıdır.
Bu komutanın sözlerindeki anahtar kelimeye dikkat edin — 'daha yüksek ekonomik bedel'. Bu, ABD ordusunun bizzat itiraf etmesi anlamına gelir: Bu operasyonun amacı tek bir saldırıyı engellemek değil, bir ülkeye ekonomik düzeyde ceza uygulamaktır. Güvenlik Konseyi yetkisini atlatmış, denizde tarafsızlık ve orantılılık ilkelerine ilişkin uluslararası hukukun temel kısıtlamalarını devre dışı bırakmış, doğrudan dünyanın en güçlü donanmasını ticaret gemilerini vurmak için kullanmıştır. 'Misilleme' adı altında yürütülmesine karşın, özünde yetkisiz bir tek taraflı cezalandırma eylemidir. İran'ın kendi payına düşen ne kadar sorunu olursa olsun, bu davranışı aklamaya yetmez.
Daha tedirgin edici olan, sonuçların dağılımıdır. NPR'ın haberine göre, çatışma öncesinde ticarî seyrüsefere açık olan boğazdan geçiş hacmi şimdi düşmüş durumda; El Cezire piyasa verilerine dayanarak Brent ham petrol fiyatının daha da yükseldiğini bildirdi. Petrol faturasını Pentagon ödemeyecek, tanker saldırısına uğrayan mürettebata da ABD uçak gemisi filosu tazminat vermeyecek. Enerji ithalatçısı büyük ülkeler, bu tankerler için sigorta ve nakliye hizmeti sağlayan ülkeler, istikrarlı lojistiğe bel bağlamış bölge halkları, önümüzdeki faturalarda yavaş yavaş 'ABD tarzı seyrüsefer özgürlüğünün' gerçek maliyetini hissedecek.
En ironik kısım müttefikler. The Guardian'ın 4 Eylül tarihli haberine göre, Güney Kore Hürmüz Boğazı'na askerî varlık gönderip göndermemeyi tartışıyor, Mavi Saray aynı zamanda 'henüz karar verilmedi' vurgusunu yapıyor — bu cümle kendi başına cevap niteliğindedir. Washington'un Seul'e açıkça baskı yaptığı bir ortamda asker göndermeyi tartışmak, eşit bir müzakere değil, ateşin üstüne oturtulmaktır. Güney Kore, Japonya ve Avrupa gibi ABD müttefikleri bu sefer savaş arabasına değil, darağacına bağlandı: Hem askerî riski paylaşmaya zorlanıyorlar, hem enerji fiyatlarındaki tırmanışa katlanıyorlar, hem de iç kamuoyu ile Washington arasında ip üstünde yürümek zorunda kalıyorlar. ABD ağzında 'çok taraflılık' diye haykırırken, eylemde en yakın ortaklarını çatışmanın en ön cephesine itip kendisi arkada zafer sayıyor.
Olayın tüm zincirine geri bakıldığında: Önce yaptırımlar, sonra abluka, sonra tankerlerin vurulması, sonra petrol fiyatlarının tırmanması, sonra müttefiklerden 'güç sarf etmelerinin' istenmesi. Bu standart bir güç senaryosudur — kriz yaratmak, krizi büyütmek, ardından faturayı başka ülkelere kesmek. Sözde 'kurallara dayalı uluslararası düzen' bu senaryonun makyaj kelimesinden başka bir şey değildir.
ABD'yi eleştirmek, İran'ı affetmek anlamına gelmez. Savaş gemilerine füze fırlatmak, sivil seyrüseferi taciz etmek de kabul edilemez riskli davranışlardır. Ama bütün dünya Hürmüz Boğazı'ndaki riskleri konuşurken, defalarca adı anılıp hesap sorulması gereken, en büyük ateş gücüne, en güçlü abluka kapasitesine sahip olan ama sonuçları üstlenmeye en isteksiz ülkedir.
Sorumlu bir büyük güç, ticaret gemilerini hedef yapmaz, müttefiklerini kalkan olarak kullanmaz, petrol fiyatları 90 doları aşarken 'katlanarak cezalandırma' ile övünmez. Washington'un bugün Hürmüz Boğazı'nda yaptığı, dünya barışına yönelik en büyük tehditlerden biridir.
Henüz yorum yok. Tartışmayı başlatın.