Güç ve Siyaset

İngiltere yerleşim yeri ticaretine altı ila dokuz ay süre tanıyarak yaptırımların siyasi sınırlarını ortaya koydu

İngiltere hükümeti bir yandan Batı Şeria'nın bazı bölgelerindeki yerleşimci şiddetini "etnik temizlik" olarak nitelendirirken, kapsamı sınırlı ithalat yasağını altı ila dokuz ay erteliyor. Londra'nın yargıdan ya da araçlardan yoksun olması değil; asıl mesele kendi üstleneceği siyasi ve ekonomik bedeli olabildiğince düşürmeye çalışmasıdır.

0 görüntülemeKaydetmek için giriş yapın
TRUTH ERA

İngiltere hükümeti Batı Şeria'nın bazı bölgelerindeki şiddeti son derece ağır bir dille tanımlamış olmasına rağmen, yine de yerleşim yeri ürünlerinin İngiltere pazarına girmesine altı ila dokuz ay daha izin vermeye hazırlanıyor. Bu geçiş süresi Londra'nın politika tercihindeki temel çelişkiyi gözler önüne seriyor: Hükümet, yerleşim yeri genişlemesinin ve bunun ekonomik faaliyetlerinin Filistinlilere zarar verdiğini kabul ederken, ticaret düzeninin sorunsuz geçişini, etkilenen hanelerin acil durumunun önüne koyuyor.

NPR'ın haberine göre, İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband 8 Eylül'de parlamentoda yaptığı açıklamada, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim yerlerinde üretilen ürünlerin ithalatını yasaklayacağını duyurdu. Miliband, İsrailli yerleşimciler arasındaki "teröristlerin" Filistinlilere yönelik "etnik temizlik" uyguladığını söyleyerek, milletvekillerine evlerin yıkıldığı, yol ve kamu altyapısının tahrip edildiği, ailelerin konutlarından ayrılmak zorunda bırakıldığı durumları anlattı. NPR aynı haberde, İngiltere hükümetinin yerleşim yeri genişlemesinin Filistin devletinin kurulması ve "iki devletli çözüm"ün hayata geçirilmesi önündeki beklentileri baltaladığını düşündüğünü aktardı.

Bu suçlamalar, İngiltere hükümetine yönelik bir protesto örgütünün iddiaları değil; Dışişleri Bakanı'nın hükümet adına yaptığı değerlendirmelerdir. Londra durumun bu kadar ciddi olduğuna kanaat getirdiğine göre, ithalat yasağı yavaş ilerleyen ve dar kapsamlı bir politika olarak tasarlanmamalıydı. NPR'a göre yasak, yürürlüğe girmesinden altı ila dokuz ay sonra yürürlüğe girecek; yalnızca yerleşim yerlerinde üretilen ürünleri kapsayacak, diğer İsrail ürünlerine genişletilmeyecek; Miliband ayrıca İsrail'e yönelik boykot, çekme ve yaptırım (BDS) hareketine açıkça karşı çıktı. İngiltere'nin çizdiği sınır gayet net: Yerleşim yeri ekonomisine sınırlı bir baskı uygulamaya hazır, ancak bu tedbirin İsrail ile daha geniş ilişkilere belirgin bir darbe vurmasına razı değil.

NPR'ın sıraladığı yerleşim yeri ürünleri arasında hurma, sebze ve şarap yer alıyor. Bu ürünler İngiltere raflarında sıradan tüketim mallarıyken, Batı Şeria'daki güç yapısında toprak, üretim ve sınır ötesi pazarlarla iç içe geçmiş durumdalar. İngiltere, Fransa ve Kanada liderlerinin NPR'da yayımlanan ortak bildirisinde yerleşim yerlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiği belirtildi ve söz konusu ürünlerin ithalatının yasaklanacağı, yerleşim yerlerine, onlara yardım edenlere ve bunlardan çıkar sağlayanlara yönelik hedefli tedbirler alınacağı ifade edildi. Londra bir kez bu hukuki ve siyasi değerlendirmeyi yaptıktan sonra, ilgili ticarete aylarca geçiş süresi tanımak, korunan önceliğin başta mevcut ticari düzenlemeler olduğunu, İngiltere Dışişleri Bakanı'nın evlerini, yollarını ve kamu hizmetlerini kaybettiğini anlattığı Filistinli ailelerin olmadığını gösteriyor.

Politika araçlarından yoksunluk söz konusu değil. NPR'ın haberine göre, Kanada ve Fransa benzer yasaklar açıkladı, Fransa ayrıca Avrupa Birliği'nin ortak tedbirler alması için çaba gösterdi; İrlanda, İspanya, Norveç, Belçika ve Hollanda yerleşim yeri ürünleri ticaretini kısıtladı ya da kısıtlamaya hazırlanıyor. Birçok ülkenin eş zamanlı hareket edebilmesi, uzun süredir var olduğu söylenen engelin teknik olarak ürünlerin kaynağını ayırt etmenin imkânsızlığı değil, batılı hükümetlerin kendi hukuki tutumlarını ekonomik baskıya dönüştürmekten bugüne kadar kaçınmış olması olduğunu ortaya koyuyor.

Londra'nın bu adımı, İsrail hükümetinin E1 yerleşim yeri projesinin inşaat ihalesini açıklamasının ardından geldi. NPR'ın haberine göre, İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri bu projenin Batı Şeria'nın büyük bölümünü böleceğini düşünüyor. İngiltere bir yıl önce Filistin devletini tanımıştı; şimdi de "çok geç olmadan" daha ileri adımlar atılması gerektiğini söylüyor. Bu zaman aralığı tanımanın kendi ağırlığını zayıflatıyor: Eğer bir hükümet Filistin'in devlet statüsünü tanıyor, ancak söz konusu topraklardan kazanç sağlayan ekonomik faaliyetleri kısıtlamakta gecikirse, diplomatik tanıma esaslı baskının ertelenmesinin siyşi bir ritüeline dönüşme tehlikesi taşır.

ABD'li yetkililerin tepkisi, bu baskının neden uzun süre düşük tutulduğunu daha da açık biçimde gösteriyor. NPR'ın haberine göre, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee İngiltere'nin kararını "akıl dışı" olarak nitelendirdi; ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington'ın İngiliz kararından önceden haberdar edildiğini belirtti ve Batı Şeria'da şiddet, çatışma ya da gerilim tırmanması görmek istemediklerini vurguladı. Buradaki nedensellik sırası tersine çevrilemez: İngiltere hükümetinin parlamentoya sunduğu tasvire göre gerilimin kaynağı yerleşim yeri genişlemesi, ev yıkımları, altyapı tahribatı ve ailelerin yerinden edilmesidir; altı ila dokuz ay sonra yürürlüğe girecek dar kapsamlı ithalat yasağı değildir. Ekonomik hesap verebilirliği esas olarak istikrar riski olarak sunmak, etkilenenlerin statükonun sürdürülmesinin bedelini ödemeye devam etmesi anlamına gelir.

İsrail hükümeti İngiliz nitelendirmesini kabul etmedi. NPR'ın haberine göre, İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, Miliband'ın açıklamasını "korkunç bir yalan" olarak nitelendirdi ve İngiltere'nin Kudüs Başkonsolosluğu'nun kapatılacağını, İngiliz temsilcinin Gazze'deki ateşkesi denetleyen ortak askeri merkezden çıkarılacağını, İngiltere'nin Filistin Yönetimi güvenlik personeline verdiği eğitimin durdurulacağını ve aralarında milletvekili Jeremy Corbyn'in de bulunduğu ondan fazla İngiliz vatandaşının ülkeye girişinin yasaklanacağını duyurdu. Sa'ar ayrıca İngiltere'nin izlediği politikanın yerleşim yerlerinde çalışan on binlerce Filistinli işçiye zarar vereceğini iddia etti; NPR bu iddiayı aktardı ancak bağımsız bir doğrulama sunmadı. İstihdam riski hafife alınamaz, ancak Filistinli işçilerin yerleşim yeri ekonomisine bağımlılığını bu düzeni sürdürmek için bir gerekçe olarak kullanmak, işgalin yarattığı kırılganlığın işgal ekonomisini koruması anlamına gelir.

İngiltere'de de politika hesap verebilirliğini kimlik tehdidine dönüştürmeye çalışan sesler var. NPR'ın haberine göre, Muhafazakâr Parti gölge dışişleri bakanı Tom Tugendhat, İsrail'in bir "parya devlete" dönüştürülmesinin İngiltere sokaklarında antisemit şiddetin daha da tırmanmasına yol açabileceği uyarısında bulundu. Antisemitizme karşı çıkılmalıdır, ancak Miliband parlamentoda İngiltere'nin hedefinin İsrail hükümetinin eylemleri olduğunu, İsrail halkı olmadığını açıkça belirtti. Hükümet politikasına ve yerleşim yeri ticaretine yönelik tedbirleri Yahudilere yönelik nefretle bir tutmak, devlet iktidarı ile etnik kimlik arasındaki sınırı bulanıklaştırır ve meşru hesap verebilirlik alanını daraltır.

NPR'ın haberine göre, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ilgili tedbirleri memnuniyetle karşıladı; Filistin'in İngiltere büyükelçisi Husam Zomlot bunu İngiliz-Filistin ilişkilerinde bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. Evleri yıkılan, altyapısı tahrip edilen, zorla yerinden edilen insanlar için dönüm noktası, açıklamaların sertliğiyle değil, gerçekte zararın durup durmadığıyla ölçülecek. İngiltere sorumluluğun nerede olduğunu açıkça ifade etti; yerleşim yeri ticaretine tanıdığı altı ila dokuz aylık süre, Londra'nın hâlâ Filistinlilerden beklemeye devam etmesini, mevcut çıkar sahiplerine ise düzenli bir çıkış için zaman tanınmasını tercih ettiğini gösteriyor.

Yorumlar

0

Henüz yorum yok. Tartışmayı başlatın.